004. Bölüm: Wan Er Büyüdü

11 Mar. 2019 ·  AzurveAziz  ·  The God of Sky & Earth

Çevirmen: AzurveAziz

"Ona dikkat et, seni öldürmek istediği apaçık belli ama bu büyük ihtimalle sadece veliahtlığı elinden almak için değil, Liu Ruoxi için de. O sinsi biri."


Şişman Wang Su Yi'e bakıyordu, bakışlarından Su Yi'e acıdığı belliydi. Dürüst olmak gerekirse,üç yıl öce onun yaptıklarına gerçekten hayran olduğundan; önündeki bu adam hariç hiç kimse bu tür bir şey yapmaya cesaret edemezdi.


"Endişelenmene gerek yok, hala beni yenecek seviyede değil."


Su Yi gülümsedi, Su Wei hakkında çok endişeli değildi.


Şişman Wang üç gün sonra Su Yi'e, Kutsal Dağ'a götürmek için Kutsal dağdan gelen eğitmenlerin bazı gençleri seçeceklerini söyledi.


Şişman Wang daha fazla bir şey söylemedi çünkü onun bile Kutsal dağa girme izni yoktu. Su Yi onun seviyesinde bile değildi, nasıl olurda onun izni olurdu?


Dahası, bu çocuk haklıysa; Liu Ruoxi şu an Kutsal Dağın perilerinden biriydi ve ona on tane leopar safrası verdikten sonra bile dağa girmekte sıkıntı yaşabilirdi tabii o zamana kadar Liu Ruoxi onu parçalara ayırmazsa.


Su Yi'nin eve döndüğü haberi vahşi alevler gibi yayıldı Su Ailesinde ve büyük karmaşaya sebep oldu.


"Kıyafetleri vücuduna oturmuyor ve buradan bile kemikleri sayılıyor, ne zavallıca!"


"Eski püskü giysiler içinde bir deri bir kemik olarak dönmüş!"


"Şu şeytanlar Ormanını biliyorsun, oradan canlı dönmüş olması bile mucize!"


"O gerçekten şanslı, üç yıl Şeytanlar Ormanında kalmak ve hala hayatta olmak ha!"


Su Ailesinin kocaman arazisinde çeşitli dedikodular döndü ama hiç kimse Su Yi'yi görmeye gitmedi. Kimse uğursuz şeyin yanına gitmek istemiyordu.


O sırada Su Yi küçük avluda; sallanan sandalyede dinleniyordu.


Bu lüks avlu geçmişe göre görkemini kaybetmişti geriye sadeye sessizlik kalmıştı.


"Genç Usta Su Yi, sonunda dönebildiniz! Şükürler olsun tanrıya, o kadar gün gelmenizi bekledim.


Yatak çarşafları sürekli yıkandı ve değişti ve dönmenizi beklerken her gün odanızı temizledim."


Su Yi'den oldukça genç olan kız, durmaksızın gevezeliğe devam ediyordu ve mest olmuştu.


Genç kızın küçük bir yüzü ve ince kaşları vardı; eski püskü kıyafetler giyiyor olmasına rağmen minyon figürü ve ışıltılı cildi dikkat çekiyordu.


Su Yi ellerini arkasında kavuşturmuş ve sallanan sandalyeye uzanmış bir şekilde kızı izliyordu.


Üç yıl geçmiş, o küçük kız bile büyümüş ve büyümenin ilk aşaması olan vücut kıvrımları ortaya çıkmaya başlamıştı, Su Yi tüm kalbiyle dedi ki: " Birkaç yıl daha geçmiş olsaydı, gerçekten güzel bir kız olacakmış."


Kızın adı Wan Er idi, annesi de babası da ölmüştü ve Su Yi onunla on yıl önce sokakta tanışmıştı. Yalnız kıza acımış, onu eve almış, ona Wan Erismini vermiş ve kendi himayesinde tutmuştu.


Su Yi kıza her zaman gerçek küçük kardeşiymiş gibi davranırdı ama küçük kız inatlaşır ve kendini sadece bir hizmetçi olarak görürdü.


"Genç Usta, nereye bakıyorunuz? Acele edin ve bir duş alın, neye bu kadar kafanızı taktınız? Yaşlı Usta nasıl olurda sizi cehennemden bir farkı olmayan Şeytanlar Ormanına gönderebilecek kadar kalpsiz olabilir."


Wan Er Su Yi'e acıklı bir şekilde bakıyordu bir dilenci gibi ve yüzü o kadar düşmüş ve gözleri dolmuştu ki yaşlar gözlerinden düşmek üzereydi.


"Ben iyiyim, bana bir bak, canlı ve iyi bir şekilde geri dönmedim mi?"


Su Yi küçüklüğünden beri çok sinirlenen biri değildi ama Wan Er'in gözyaşlarını görmekten nefret ediyordu. Sadece ayağa kalkıp duşa gitti.


Wan Er, uzun bir duş için gerekli her şeyi hazırlamıştı; ahşap küvetteki çiçek yapraklarının kokusu büyün odayı sarmıştı.
"Genç Usta, kıyafetlerinizi çıkarmama yardım edin."


Wan Er Su Yi'nin kıyafetlerini doğal bir şekildeçıkardı ve gözlerinden akan yaşların yanaklarına düşmesini engelleyemedi.
"Genç Usta, yıllar boyunca türlü türlü zorluklarla karşılaştınız."


Wan Er ağladı, göz yaşları gözlerini ıslatmıştı, Kız Su Yi’nin sırtında sadece sırtını kaplayan yara izlerini görüyordu.
Bazı yaralar tamamen iyileşmişti ama onlara bakmak bile onun kemiklerinin oldukça zarar gördüğünü gösteriyordu.
 
Wan Er daha fazla dayanamadı, göz yaşları yüzünü ıslattı ve kalbi üzüntüyle doldu.


Genç Usta’nın geçen üç yılda onun düşündüğünden daha fazla şey deneyimleyebileceğini nasıl olmuştu da tahmin edememişti.


“Aptal kız, bunda ağlanacak ne var.”


Su Yi etrafta dolaştı ve güldü. Kızın gözlerinin kenarlarındaki göz yaşlarını sildi ve konuştu: “İlk önce buradan çık, kendimi yıkayabilirim.”


“Genç Usta, geçmişte hep yıkanmanıza yardım ediyordum ben, artık beni istemiyor musun?”


Wan Er’in yüzü ciddileşti. Geçmişte, Genç Usta duş alırken kız her zaman ona doğru dönük olurdu çoğu zaman gözleri kapalı olsa bile ve Genç Usta ondan sadece havlu uzatmasını isterdi.


“Aptal kız, sen büyüdün artık, bir kadınla bir erkek çok yakın olmamalı; eğer ben banyo olurken kendini bana sunmaya devam edersen ve bu etrafa yayılırsa gelecekte nasıl evlenecek bir adam bulabilirsin ki.”


Su Yi güldü, üç yıl önce kızın banyo olurken kendini ona hizmete adamasına izin verdiğini düşününce kendisinin ne kadar çirkin bir yaratık olduğunu anladı.


“Ama benim evlenmek gibi bir niyetim yok, bütün hayatım; Genç Ustaya hizmet etmek için var.”


Wan Er etrafta dolanan Su Yi’nin figürüne baktı, o üç yıl öncesine göre oldukça uzamıştı ve kıyafetini çıkarınca ince vücut yapısı ortaya çıkmıştı. Kasları oldukça sıkı, güçlü ve sertti ve güçten patlayacakmış gibi gözüküyorlardı.


“Genç Usta aslında bence de kendiniz banyo yapsanız daha iyi olur.”


Kızlar doğal olarak erkeklerden önce gelişirdi. Wan Er’in yüzü kıpkırmızı oldu ve hemen odadan çıkarak sert bir şekilde kapıyı arkasından kapattı.


Su Yi başını salladı ve yaralarla dolu sırtına baktı. Son üç yılda kazandıkları bunlardı.


Su’ların arazisi devasaydı. Arazide; iç avlu, dış avlu, güney kanadı, kuzey kanadı, doğu kanadı, batı kanadı ve daha da fazlası vardı.


Su Ailesinde belli başlı önemli kişiler vardı ve aynı zamanda korumaları, köleleri, hizmetçilerle birlikte önemli ailelerden gelen kişiler de vardı. Su arazisinde yaşayan normal nüfus sayısı bile bin kişiden fazlaydı.


Avlunun dışında şüpheli görünen birkaç figür belirdi, bir şey görmeye çalışıyor gibiydiler.


“Beşinci Kahya, gerçekten içeri girecek miyiz? Şu uğursuz Su Yi’nin geri döndüğünü duydum ve üç yıl boyunca biz Wan Er’e türlü türlü kötülükler yaptık; ya bizi şikayet ettiyse, başımız belada mı?"


Yanındaki kölelerden bir farkı olmayan 20’li yaşlarındaki bir köle ağzını açtı. Korku dolu gözleriyle avluya bakmaya devam ediyordu. Geçen üç yılda Wan Er’e baya eziyet etmişti.


Bu kölelerin içinde 30’lu yaşlarda bir adam vardı. Çok uzun değildi ama kabadayı gibi görünüşüne rağmen kıyafetleri parlak ve temizdi.


Orta yaşlı adam arkasını döndü ve az önce konuşan hizmetçiye baktı.Soğukkanlılıkla homurdandı: "Hmmm! Onun dönmüş olması iyi oldu, duydum ki; direk olarak insanların bakamayacağı kadar zavallı gözüküyormuş ama 3 yıl Şeytanlar Ormanında yaşayan biri dersini almıştır bence. Bunu fırsat olarak kullanıp onu yenebilir ve geleceğimizi daha iyi hale getirebiliriz."


Söylediklerini bitirdikten sonra, beşinci kahya cesaretini toplayıp avluya doğru  yürüdü.


Onu gören arkasındaki hizmetçiler de avluya doğru onu takip ettiler.


 Onlar Beşinci Kahya'ya güvenleri sundular çünkü Vakıf İskele Binasına ulaşmış ve Yuan Ruhlar Alemine girmiş biri onlara göre onları hüsrana uğratamazdı.

 

Wan Er; etrafı toplamak için avludaydı ve az önce tanık olduğu sahne oldukça tanıdık gelmişti. Su Yi'nin bedeni, az önce üstü çıplak antreman yapan gardiyanların bedenlerinden oldukça farklıydı. Hissettirdikleri şey tamamen farklıydı ve Wan Er daha fazla düşündükçe, yüzü daha fazla kızarıyordu.


"Beşinci Kahya, siz burada ne yapıyorsunuz?"


Beşinci Kahya ve diğer hizmetçilerin ona doğru yöneldiğini fark ettiğinde Wan Er, isteksizce birkaç adım geri attı.


Wan Er'in kızarmış suratını görünce Beşinci Kahya, Wan er'in büyüleyici suratı karşısında hayrete düştü.


 Gözleri uzun zamandır bu kızdaydı ama bu kız; beş para etmez Genç Ustanın kişisel hizmetçisi olduğundan kendisi birazcık özel sayılırdı.


Geçen 3 yılda kızı tavlamak için bir sürü yol denemiş ama hepsinde başarısız olmuştu. Tam kaba kuvvet kullanmadan önce birazcık beklemeye niyetlenmişken o, uğursuz şey birden geri dönmüştü.


Kız için geçen birkaç yılı nasıl zehir ettiğini düşününce Beşinci Kahya, azıcık endişelenmişti. Bu gün buraya iki sebepten dolayı gelmişti. Birincisi, birisi ondan etrafa bir göz atmasını istemişti. İkincisi ise, Uğursuz Şey'in; 3 yıl Ormanda yaşadıktan sonra ne hale geldiğini görmek istemesiydi.


"Wan Er, sana en son yarım ayın kaldığını söylemiştim, neredeyse zamanı geldi. Sen ilk Su Ailesine katıldığında, kütüğe kaydedilmemiştin yani seni bu evden kovma yetkisine sahibim."


Beşinci Kahya, Wan Er'e yanan gözlerle bakıyordu, geçen her dakika genç kız gittikçe güzelleşiyordu. 


Genç kız, olgunlaşmamış elma gibiydi, birazcık ekşi olsa bile değişik bir tatı vardı. Eğer acele edip ona sahip olamazsa; kız onun kontrolünden çıkıp başkasının oyuncağı olabilirdi.


"Beşinci Kahya, lütfen sınırı aşmayınız. Ben küçüklüğümden beri Genç Usta'nın hizmetkarıyım ve sandığınız gibi beni Su Ailesinden kovmaya yetkiniz yok ve Genç Usta döndüğüne göre, eğer şimdi burayı terketmezseniz Genç Usta kolayca sizi bırakmaz!"


Sonbahar gölü gibi bir çift göz, güzel kıvrık kirpiklerin altında bir gizem, kırmızı küçük dudakları bükülmüş ve dişleri yumuşak dudaklarının üstünde olan Wan Er, gururla Beşinci Kahya'ya baktı.


"Haha, şu uğursuz şeyden mi bahsediyorsun? Gerçekten o işe yaramaz Genç Ustanın seni koruyabilecek gücü olduğunu mu sanıyorsun? Sana dürüst olmamı istersen, Su Ailesi değişti. Eğer zeki isen ne yapman gerektiğini anlarsın ve beni takip ederek güzel günler geçirirsin. Eğer gelmezsen de, haha..."


Beşinci Kahya soğuk bir şekilde gülümsedi. Genç Usta geçmişte önemli biri olmuş olabilir ama şimdi sadece bir çöptü. Ailesine bir zavallı gibi dönmüş olan birinden ne beklenebilirdi ki?


Bu uğursuz şey büyük karmaşaya sebep oldu. Geri dönmüş olsa bile ona ne olacağını daha kimse bilmiyor.
 

 

 

 

 

Önceki Bölüm   Anasayfa   Sonraki Bölüm